1. Skip to Menu
  2. Skip to Content
  3. Skip to Footer>

Yeşildere dergisini hazırlıyoruz. ÜCRETSİZ adresinize gönderiyoruz

Fotograf, yazı vb. döküman göndermek için tıklayın                         Adres bilgilerinizi göndermek için tıklayın



ELVEDA ZAMANI

PDF Yazdır E-posta

Elleri titriyordu bankadaki parayı çekerken. Memur iki defa; "Efendim paranızı çekmekte kararlımısınız?" dediğinde sadece başını evet dercesine eğdi, "siz bilirsiniz" dedi banka memuru, hesaptaki parayı uzattı kendisine hala elleri tir tir titriyordu. Parayı alıp almamakta biran tereddüt etti sonra parayı aldı saydı, evet hesaptaki tüm parayı çekmişti.

Bu parayı ne hayallerle biriktirmişti; sevdiği kadınla yaşayacağı küçükte olsa bir ev veya daire almak içindi bu para. Önce bir ev veya daire alacaklar sonrada yavaş yavaş eşyalarını alacaklardı. Doğacak Çocuklarının adını bile koymuşlardı erkek olursa; Özer kız olursa; Fatma koyacaklardı. Fatma hem kendisinin hem de sevdiği kadının annesinin adıydı. . O gün çalıştığı işyerinde de hesabını kestirip ayrıldı. Ne yapmak istediğini kendisi de bilmiyordu. Kafası karma karışıktı…

Yüreğinde derin bir ayrılık sızısı vardı ne yapsa ne etse dinmiyordu bu sızı! Nereye baksa sevdiği kadının hayali vardı, nereye gitse sevdiği kadının hayali yaşadıkları anıları çıkıyordu karşısına. İçini amansız bir sıkıntı kaplıyordu çıldıracak gibi oluyordu. Çok sevdalar yaşamış çok ayrılıklar yaşamıştı ama hiç biri bu son aşkı gibi acı vermemişti ona. Belki de ondan gördüğü sevgiyi, şefkati kimsede görmemişti sevmek ve sevilme duygusunu belki de ilk defa yaşamıştı son aşkıyla. Daha önce hayatı mecbur oluğu için yaşıyordu hiçbir beklentisi yoktu hayattan. Salmıştı kendini, ileriye dönük ne hayali nede bir planı vardı hayat onun için bomboştu.

Üç yıl önce tesadüfen hayatına giren kadın ona mutluluğun en güzelini yaşatmıştı. Rüyada gibiydi adeta. Sevdiği kadını mutlu etmek için hayata sıkı sıkı sarılsa da içini ayrılık korkusu gün be gün kemiriyordu sanki. Çünkü hayat, ona hiçbir şeyde hiçbir zaman gülen yüzünü göstermemişti ki aşkta da yüzü gülsün!

Her ne kadar sevdiği kadın; ondan ayrılmayacağına dair yeminler etse de onsuz yaşayamayacağına dair sözler verse de bir türlü ayrılık korkusu içinden çıkmıyordu. Bazen konu ayrılığa geldiğinde sevdiği kadın, kızarak; "aklına böyle şeyleri getirme ne olur aşkım" diyordu "asla" diyordu "seni ölsem de bırakmam sen bana yaşamadığım duyguları yaşattın en kötü günümde yanımda oldun seni nasıl bırakırım ben". "Sen benim canımsın" diyordu bu sözler az da olsa yüreğine su serpiyordu ama ayrılık korkusu yinede çıkmıyordu içinden. Sevdiği kadının gözlerine bakarak bak dedi; "eğer benden ayrılırsan işte o gün dedi" ve cümlesini tamamlamadan sustu. "Lütfen" dedi sevdiği kadın; "ayrılık konusunu bir daha açma olur mu!".

Üç yıl önce bir hastanenin psikiyatri bölümünde tanışmıştı sevdiği kadınla. Arkadaş ziyaretine gitmişti o gün hastaneye. Ziyaretine gittiği arkadaşı hastanede doktordu. Bir ara koridorda gezerken pencerenin kenarından dışarıyı seyrederken görmüştü onu. iki gözü iki çeşme ağlıyor ağlarken de; "ben deli değilim" diyordu, yavaşça yanına yaklaştı içi burkulmuştu, oldum olası ağlayan birini görse yüreği dayanamazdı gözleri dolardı "hayır" dedi "sen deli değilsin" sevdiği kadınla göz göze geldiler, birkaç dakika bakıştılar sonra ikisi de gülüşmüşlerdi.

Yılardır birbirlerini tanıyorlarmış sanki daha önce görüşmüşler, hiç yabancı gelmemişlerdi birbirlerine.

Belki iki saat sohbet etmişlerdi o gün. Sevdiği kadın ona iki saat içinde hayatını anlatmıştı. Daha on yedisinde zengin birisiyle evlendirilmişti. Aslında evlenmek istememiş bir nevi inat ve gurur yapmış, karşı taraf; "ben demiş" evlendiği adam "seni alırım babam zengin benim". Çocuk gibi babasına; "şu kızı almazsanız kendimi öldürürüm" diye tehditler etmiş sonunda okul biter bitmez evlendirilmiş zengin çocuğu ile.

Evlendiği ilk günden başlamış eziyetler, aşağılamalar, küçük görmeler evde gelin değil hizmetçi olmuş. Ev ev değil saray yavrusu gibiymiş ama içinde huzur olmadıktan sonra bir işe yaramamış. Kayınpederi, kayınvalidesi ve de beş tanede görümcesi ile aynı evi paylaşıyorlarmış. Çevresine dürüst görünen kayınpederi el atından tefecilik bile yapıyormuş.

Kısa zaman sonra oğlu Ahmet dünyaya gelmiş,hayatı oğlu olunca değişir sanmış,mutlu olurum sanmış ama aksine eziyetler işkenceler dayaklar daha da artmış,oğlu Ahmet’i kucağına alıp sevememiş bile.

Bir gün televizyondaki komik program aklına gelmiş.Kendi kendine gülerken kayın validesi görmüş;"eyvah yetişin komşular bizim gelin delirdi komşular" diye avaz avaz bağırmış.Hemen kocasını, oğlunu aramış. Ne olduğunu anlayamadan hastanede bulmuş kendini;adını deliye çıkarmışlar.O günden sonra ağlasa gülse hemen hastaneye bırakıyorlarmış onu.Ona yapılan eziyetler,küçük düşürücü laflar çok gücüne gitmişti.
Elinden geldiğince onu teseli etmiş,ona moral vermişti tanıştıkları gün. Hatta bir ara yanından "acil çıkmam gerek beni burada bekle birazdan dönerim" diyerek ayrılmış; elinde bir çiçek ve cep telefonuyla geri gelmişti. "Bu çiçek senin"dediğinde çok sevinmiş,duygulanmıştı sevdiği kadın. Hatta o gün"ben deli bir bayanım;sen bu çiçeği akıllı bir bayana versen iyi edersin" diye espri bile yapmış gülüşmüşlerdi. O da"dışarıda senin kadar akıllı, senin kadar güzel bayan bulamadım" deyince aralarında bir sevgi sıcaklığı oluşmuştu. Verdiği telefona kendi numarasını kayıt etti "beni her zaman arayabilirsin" demişti.

Bir hafta boyunca hastanede sevdiği kadını yalnız bırakmadı. Her gelişinde elinde rengârenk çiçeklerle geliyordu. Doktor arkadaşından durumunu öğrendi oda; korkulacak bir şey olmadığını depresyona girdiğini ve kısa zamanda atlatacağını söylemişti.

Bir hafta boyunca onu hastanede yalnız bırakmamıştı. Bir hafta boyunca kendi annesi ve babası haricinde ziyarete gelen olmamıştı. Ziyarete gelmedikleri gibi çevreye adını deli diye yaymıştı kayınvalidesi.

Üç yıl hasret kaldıkları aşkı doya doya yaşadılar. Sevdiği kadın boşanır boşanmaz evleneceklerdi. Bunun hayali bile mutlu ediyordu ikisini de.

Üç yıl sonra korktuğu başına gelmişti ölsem de ayrılmam diye yeminler eden sevdiği kadın; çeşitli sebeplerden dolayı ayrılmak istediğini söylediğinde dünyası yıkılmıştı. Oğlu okula başlayacaktı o yıl. Babası kanserdi. Belki çaresiz kaldığını sanmıştı belki de oğlunun hasreti yakıyordu yüreğini. "Hayır" dedi "olamaz gidersen biteriz biz" dedi yalvarmaları boşunaydı. Sevdiği kadın; "çocuğum var benim mecburum dönmeye" diyordu. "Gitme ne olur" dedi "sana da çocuğuna da bakarım ben" demesi bile faydasızdı. "Yine aynı şeyleri aynı eziyetleri yaşayacaksın, oyun aynı oyun senaryo değişik gitme" diye yalvarmıştı ama fayda etmemişti. Çekip gitmişti sevdiği kadın giderken de umutlarını hayallerini ve yaşama hevesini de alıp gitmişti sanki.

Sevdiği kadın dönmüştü dönmesine ama değişen bir şey yoktu. Birkaç gün içinde kayınvalidesi yine başlamıştı iğneleyici sözlerine; "deli gelin geldin yine başımıza kurtulmadık senden. sende gurur olsa dönmezdin biraz güler yüz gösterdik nasılda geldin tabi! Ananın evinde bolluk bereket yok ne gördünse bizde gördün" dediğinde; sevdiği adamın sözleri aklına gelmişti işte o an iş işten geçmişti. Belki eli yüzlerce kez telefona gitse de arayamıyordu. Tekrar annesinin evine dönmüştü.

Bankadan çektiği para ile evine döndü, gözlerindeki yaşlar yüreğinin derinliklerine akıyordu sanki. İçi daralıyordu sevdiği kadın çekip gideli bir ay olmuştu acısı her geçen gün daha da çoğalıyordu. İnsanlardan soyutlamıştı kendini ne dostlarıyla, ne arkadaşlarıyla ne de hiç kimse ile görüşmüyordu küsmüştü sanki herkese. Kafası dağılır diye televizyonu açtı; televizyonda parasızlık yüzünden evlenemeyen iki sevgilinin haberi vardı. Hemen kanalı aradı tüm parasını parasızlık yüzünden evlenemeyen çifte bağışladı, bir saat içinde tekrar bankaya gitti verilen hesaba tüm parasını bağışladı.

Yüreği ayrılık acısına katlanamıyordu artık, çok gücüne gidiyordu bu ayrılık gözlerinden akan yaşlara dayanamıyordu, yavaşça dolabın çekmecesini çekti baba yadigârı silahını eline aldı hiç düşünmeden alnına dayadı ve tetiği çekti. Oracıkta son nefesini vermişti. Cesedini bir gün sonra iş yerinden arkadaşları bulmuştu. Çevresinde çok sevilen sayılan yardım sever biri insandı. O gün selası şehrin bir çok minaresinden verilmişti. Sevdiği kadında selayı duyduğunda kulaklarına inanamamıştı "hayır" dedi "olamaz isim benzerliğidir" dese de içi rahat etmedi koşa koşa sevdiği adamın evine geldi, evet doğruydu sevdiği adam onun yüzünden intihar etmişti.

Cenaze hazırlanmış cami avlusuna getirilmişti. Caminin avlusu toplanan kalabalığı almıyordu bu kadar çok sevildiğini kendi bile bilmiyordu. Mefta musalla taşına konulmuş namazı kılınmıştı imam; "meftayı nasıl bilirdiniz? hakınızı helal ediyormunuz" diye sorduğunda; "iyi biliriz helal olsun" sesleri yeri göğü inletiyodu sanki. Sonra cansız bedeni cenaze arabasına konuldu, araba yavaş yavaş caminin önünden uzaklaşırken sevdiği kadının gözleri yaşla dolmuştu ama elveda zamanı çoktan gelmişti...
 

 

ERSİN ÜNAL
GÖNÜLDEN DAMLALAR

www.ibrala.com
www.mustafakemalpasahaber.com
www.tukenmezkelam.biz
www.edebiyatdunyasi.net
www.gazianteprehberim.com
www.karamandan.com

 

Okunma: 274
Yorumlar (0)Add Comment

Yorum Yazın
eksi not | artı not

busy
 
Köşe Yazarlığı Başvuru

Yazarlarımız

Mustafa ERYİĞİT
Mustafa ERYİĞİT

Ersin ÜNAL
Ersin ÜNAL

Ersin ÜNAL

 Yazarın toplam 12 yazısı bulunuyor. Tüm yazılarını görmek için tıklayın. Tüm Yazıları (12)

Sohbet Alanımız