Komşularımız

5 Aralık 2014
1.141 kez okundu

komsuYirminci yüzyılın ikinci çeyreği içindeki 1932 yılında doğduğum Yeşillere (İbrala) Nahiyesi; o yıllardaki üç mahallede, 300 hanede, 2000’in üzerinde bir nüfusa sahip iken, bu nüfus sonraki yıllarda 3000’lere ulaşmış ancak, asrın imkânları ile yurdun ve hatta Dünyanın bazı yerlerine iş ve okuma sebebiyle, en fazla da son yılların politikaları, köylerin şehirlere göçü nedeniyle, nüfus şu anda 200 – 300 çıvarına kadar inmiştir.
Elimde bulunan 1919 yılındaki bir istatistik raporu; Gaferiyat yani bugünkü adı ile Kazım Karabekir’in 1000, İlisira-Yollarbaşı’nın 1100 nüfusuna karşılık, İbrala’da o yıl 256 hanede, 1597 nüfusunun yaşadığını gösterir..
Bu belde daha önceleri Kilise Camii Mahallesi, Hacı Bayram Veli Mahallesi, Hacı İlyas Mescidi Mahallesi, Ali Fakih Mescidi Mahallesi ve Hacı Eyüp Mescidi Mahallesi olmak üzere beş mahalleden oluşmuş iken, benim doğduğum yıllarda, bu beş mahalleden yalnız başta yazılı olan üç mahalleden bahsedilirdi.
Ben bu mahallelerden ikincisi olan Hacı Bayram Veli Mahallesinin 58 numaralı hanesinde, 1932 yılında doğmuşum ki buradaki çocukluğum ve sonraki yılları içine alan yaşantım hakkında, önceki yazılarımda çokça bahsettim.
Doğmuş olduğum bu belde; insanların 1940’lara kadar askerlikleri haricinde, okumak, iş, vb. diğer mecburiyetten, köyden ayrılanların sayısının, iki elin parmakları kadar bile olduğunu sanmam.
Çok tutucu, içine ve dış dünyaya, hem uzak ve hem de kapanık, o yıllardaki örf ve adetlerine sıkı sıkıya bağlı, coğrafi yapısı bile gözlerden uzak olduğu gibi, aynı zamanda umumiyetle yakın akrabaların evlerinin de bir avlu içinde olmasından komşuluk ilişkileri sınırlıydı. Zamanla bu evler teker teker o avlulardan çıkarak, sokak komşuluğuna dönüştüler. 1940 yılında bizim de öyle bir avludan çıkıp, müstakil bir eve ve sokağa açılan ayrı bir kapıya kavuşmamız gibi. Bu suretle de sokak ve mahallede daha çok komşuya kavuşmuş oluyorduk.
Atalarımızın “uzaktaki akrabadan, yakındaki hayırlı bir komşu daha iyidir”, “ev alma komşu al”, “ölümüzde komşuyla, dirimizde komşuyla”, “Allah kötü komşu vermesin” gibi komşuluk ilişkilerini dile getiren, çok çeşitli ve geçerli sözleri de var.
Son iki asrın imkânları ile bütün dünyada olduğu gibi, bu gün yurdumuzda da uzaklar yakın oldu. Yukarıda özelliklerini saydığım, doğduğum belde Yeşildere’de (İbrala) doğmuş olanlar ve onların çocukları, Türkiye’nin ve hatta Dünya’nın hemen hemen her tarafında, hayal bile edemediğimiz yerlerde, yaşamakta ve hiç tanımadığımız oraların insanları ile komşuluk ilişkilerini sürdürmekteler.
Memuriyetim sebebiyle gittiğim yerlerde de çok çeşitli komşularım oldu. Şükürler olsun hiçbir kötü komşum olmadığı gibi, oralardan birbirimize sarılıp, ağlayarak ayrıldığımız komşulardan bazıları ile, hala telefonla konuşmalarımızı sürdürüyorum.
Şu anda ikametim olan Konya içindeki, muhtelif semtlerde, çağırdığımda hemen yanımda olan çocuklarım olduğu gibi, komşu binalardaki daireler ile, kendime ait olan daireyle alt üst oturduğum, çok sevdiğim ve güvenebildiğim komşu ve arkadaşlarım da var..
Allah herkese hayırlı ve uzun ömürler nasip etsin ama, bir de mutlak olacak vefatımızdan sonra, mezarlık komşularımız ve dini inanışımıza göre son olarak da ebedi hayattaki komşularımız olacak..
Şahsen çoğu kez oraya has, yaz kış yeşil olan çam ve sedir ağaçlarının uhrevi gölgesinde, Ahrete kadar sessiz ve huşu içinde derin uykularını uyuyanların mekânı mezarlıkları dolaşırken, oradakilerin tamamına bildiğim duaları gönderir, tanıdıklarıma rastladığımda da, o sağken olan anılarım tazelenir, öldüğümde ise; mezarıma yakın olacak komşularımın kimler olacağını düşünürüm.

Mezarlıklarla ilgili olarak okuduğum bir yazıda; ”Bir mezarlığa girdiğinizde, bu dünyadan kopuş ve bedeninizi uhrevi bir ahenk sarar. Sağınızda ve solunuzda tükenmiş hayatları görürsünüz. İçinizi acı, buruksu bir sevinç kaplar. Çünkü siz henüz sağsınız ve şükredersiniz. Ama sıranın bir gün size de geleceğini, o zaman sizin de, o sessizler ülkesine taşınacağınızı unutmayalım” diyordu..
Bu sıranın ne zaman ve nerede geleceğini şairlerimizden biri şöyle tarifler..

Neylersin ölüm herkesin başında
Uyudum uyanamadım olacak
Kim bilir nerde, nasıl kaç yaşında
Bir namazlık saltanatın olacak
Taht misali o musalla taşında

1940 yılında başladığım İlkokulun ikinci ve üçüncü sınıfından itibaren içimde müthiş bir okuma arzusu doğmuş, aynı zamanda okuma hızımda yükselmişti. Beşinci sınıfta öğretmenimizin önünde yapılan, bir okuma parçasını en hatasız ve süratte okuyan kişi seçilmiştim.
İşte o yıllar rahmetli babam bir kartonun üzerinde yazılı olarak galiba o yıllarda yenice çıkmış olan Cahit Sıtkı Tarancı’nın yukarıda son mısralarını yazdığım o meşhur ve uzunca olan “Otuzbeş yaş” şiirini evimizin aynasının altına asmış ve ara sıra gelen komşulara da okurdu..
O yıllar tamamen ezberimde olan bu şiirin etkisi, beni hayatım boyu etkilemiştir. Bu konuya uygun olarak Orhan Seyfi Orhon’da “Vasiyet” adındaki şiirinde, dostlarına, dolayısı ile komşularına şöyle seslenir.

Yüz yüze getirmez bizi asırlar
Meydana vurulsun saklanan sırlar.
Sayılsın şahsıma ait kusurlar
Korkmayın içine yalan da katın.

Yazımı burada bitirirken sizlere ve kendime ebedi hayatımızda Cenneti ve orada vade dilen komşuları dilerim.

Tevfik Demir
Konya da ki Yeşildereli

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış.

Yorum Yaz

webmaster wordpress site analiz seo analiz
ibrala.com Sitesi Yunus Emre Medya Tanıtım Web Tasarım ve Organizasyon'a Aittir.